Özel Haber:
117 yaşındaki Acıpayamlı ulu çınar Şükrü Dede!
Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin Denizli kültürüne önemli katkılar koyan, Türkiye’nin önemli dergilerinden Hayat, Şükrü Dede’nin öyküsünü ölümsüzleştirmişti. 3 yıl önce Şükrü Dede’nin öyküsünün anlatıldığı yazı şöyle:
 
Acıpayam Ovasının zirvesindeki eski bir yörük köyüdür Eskiköy Dalaman Çayı’nın oluşturduğu vadilerin ve kanyonların arasında kalan bu saklı cennet, doğadaki yeşilin her tonunu ayrı misafir eder. Eskiköy un havasından mı, yoksa mücadelesiyle birlikte sunduğu hayattan mıdır bilinmez; burada yaşayan insanların ömrü uzun olur. Bir asrı devirmiş Eskiköylü Şükrü Kızılhan da, yörenin zamana uzun ömrüyle meydan okumuş en nadide çınarlarından bir tanesi…
 
Şükrü Dede; hala ışıl ışıl bakan masmavi gözlerinde ve yüzündeki derin çizgilerinde mücadeleyle geçmiş 114 yıllık hayatının bambaşka izlerini taşıyor. Onun hayat hikayesi bizlere; yoklukların arasında ümitlerini ve azmini katık etmenin, gece gündüz çalışarak helal ekmek peşinde koşmanın ne demek olduğunu anlatıyor. Bazen geçmiş tarihimizi öğrenmek için kitap sayfalarından sıyrılıp, yaşayan tarih tanıklannın ibretlik hayat hikayelerini dinlememiz gerekir. Şükrü Kızılhan’ın roman tadındaki yaşam öyküsü gibi...
 
HEM YETİM HEM ÖKSÜZ
O daha gözlerini dünyaya açmadan, annesinin karnındayken kaybetmiş babasını. Tam yürümeye başladığı zamanlarda ise annesi hayata gözlerini yummuş. Abisi ve ablası ile birlikte küçücük yaşta hem yetim hem öksüz kalan Şükrü Dede, amcalannın himayesinde büyümüş.
 
Şu an 80 yaşında olan en büyük oğlu Hüseyin Kızılhan babasının küçüklüğünü şöyle anlatıyor: “Babam Eskiköy'de doğmuş. Babasını hiç hatırlamıyor. Annesi de 2 yaşına gelmeden ölmüş. Kendinden 2 yaş büyük Mehmet abisi, bir de ablası varmış. Abisi ve ablası birlikte bakmışlar babama. Yiyecek bile zor bulurlarmış. Armut haki, kozak yemişler çoğu zaman. Amcaları arada yardımcı oluyormuş. Babamın amcası eşekler üzerinde mal taşıyıp Fethiye’ye, Dalaman a, Denizli'ye ticaret yaparmış. Babam küçücükken amcasının yanında çalışmaya başlamış. Denizli’yi ilk defa, gençliğinde eşek sırtında yük taşırken görmüştür diye tahmin ediyorum. Çünkü çocukluğunda köyden dışarı hiç çıkmamış.”
 
ÇALLI ALİ ADIYLA KAÇAK
Şükrü Dede delikanlı olunca Fethiye’de çobanlık yapmış. İlerleyen yıllarda, Muğla Karaçulha’da bulunan bir Yörük Ağasının yanında çalışmaya başlamış. Burada çalışırken Ağanın bir düşmanını yaralamış. Olay sonrası Karaçulha’dan kaçıp bir günlüğüne Eskiköy’e gelmiş. Babasının İzmir’de bilinen 'Çallı Ali’ adının hikayesini 78 yaşındaki oğju Ali Kızılhan’dan dinleyelim: “Babam Karaçulha’da yanında çalıştığı Yjrük Ağasının hasmını yaralamış.
 
Sonra Karaçulha’dan kaçıp gece bizim köye gelmiş. Köyde bir gece kaldıktan sonra İzmir'e kaçmış. İzmir Çamlatı’nda çalışmaya başlamış. Çavuşluk yapmış. Kimliği belli olmaması için nereli olduğunu soranlara ‘Çal’lıyım’ demiş. Kendini de Ali adıyla tanıtmış. İzmir’de babamı hep Çallı Ali olarak bilirler. 9 sene boyunca hiç köyüne dönememiş. Sonra artık af mı çıktı ne oldu bilinmez, köyüne dönmüş ve annemle evlenmiş. Ama lzmirde çavuşluk yapmaya devam etmiş.”
 
Şükrü Dede iki defa askerlik yapmış. İlk askerliğini 18 yaşındayken Denizli’de iki yılda tamamlamış. 2. Dünya Savaşı yıllarında Şükrü Dede tekrar askere çağnlmış. 1941 yılında Balıkesir’in Ege kıyısına bakan sahil kasabası Ayvalık’ta ikinci kez askerlik görevini yerine getirmiş. Askere gittiğinde geride eşiyle birlikte dört evladını bırakmış."Hiç Alman askeri gördün mü?” sorumuzu, “İkinci Cihan Harbinde tam iki yıl Ayvalık’ta askerlik yaptım. Alman askerleri ile karşılaşmadık. Ama o zamanlar çok kıtlık çektik” diye yanıtlıyor.
 
Askerlik görevini tamamladıktan sonra tekrar köyüne dönmüş Şükrü Dede ve yeniden ekmek kazanmanın peşine düşmüş. “Biz erkek kardeşlerimle büyüyüp yetişene kadar babam sürekli çalıştı” diyor oğlu Hüseyin Kızılhan ve babasının çalıştığı yılları anlatıyor: “Benim çocukluğumda köyde sadece 3 tane ev vardı. Bizim evimiz yoktu. Çöğme vardı. Çadır gibi ağaçtan derme çatma evde kalırdık. Bu ev olmadan önce yine burada toprakla ağaç kanşık bir evimiz vardı. 1947’de babam bu kagir evi yaptı. Babamın ömrü hep çalışmakla geçti. 1965 e kadar burada yol yoktu. Biz yayan Kelekçi’ye inerdik. Hastamız olurdu Denizli ye araba bulup yetiştiremezdik. Doğumlarda ya da hastalıktan doktor bulamayıp ölen hasta çoktur bu köyde. Babam Denizli’nin yollan yapılırken çok çalıştı. Köylülerle imece usulü çakşırlardı. Hatta bir keresinde, köyün yakınına yol yapılıyordu. Bir türlü direkleri yukan çıkaramadılar. Babam zor işleri sever. Beceriklidir de. Direkleri çıkarmada zorlandıklannı görünce babam hemen çalışmanın başına geçti. Ekiplerin 3 - 4 günde tamamlayamadıklan işi babam bir günde bitirdi.”
 
ÇAVUŞLUK YILLARI
Şükrü Dede İzmir Çamlatı Tuzlasında ve İzmir’in pamuk ovalarında uzun yıllar çavuşluk yapmış. Dalamanda tomruk çekmiş. Çavuşluk yaptığı yıllarda köy ve etrafından yüzü aşkın insan toplayıp İzmir'e götürürmüş. Oğlu Hüseyin Kızılhan o yılları şöyle anlatıyor: “Babam İzmir’e, Dalamana çalışmaya giderdi. Köyden yüzden fazla insan toplar, onlann da ekmek parası kazanmasına yardımcı olurdu. Mevsimlik işçi olarak çok çalıştı. Dalamana, Denizli’ye yayan gidip gelirdi. İzmir’de Çamaltı Tuzlasında, pamuk işlerinde uzun yıllar çavuşluk yaptı. Sonra İzmir’deki yaptığı iş özel sektöre geçince çavuşluğunu da devretti. Denizli’den Acıpayam köylerine gelen elektrik hatlarında çalıştı. Elektrik direklerin dikiminde çalıştı. Hiç ça lışmadan boş durmayı sevmezdi babam. Eskiden her mahallede bir çeşme vardı. O çeşmelerin yapımında babamın emeği çoktun*
 
YOKLUKLARLA MÜCADELE
Şükrü Dede evlatlarını büyütmek için sürekli çalışırken, geride bıraktığı çocuklan yokluk içinde büyüme devam etmiş. Hüseyin Kızı Ihan babası gibi zor geçen çocukluk yıllannı şöyle anlatıyor: “Biz yokluk içinde büyüdük. Köyde okul yoktu. Eskiköy’den birkaç çocuk Çamlıbel’e okumaya giderdik. O zamanlar doğru dürüst yol da yoktu. Okula yürüyerek gidip gelirdik. Yalın ayak gidip gelirdik okumaya. Ayağımıza çarığı zor bulurduk. Benim ilkokula gittiğim yıllarda köydeki her aileden sadece bir çocuğu okula kabul ediyorlardı. O çocuk ne zaman okulu bitirirse öteki kardeşini o zaman okula alıyorlardı. Bu nedenle o zamanlar kardeşlerimin hepsi okuyamadı. Okula giderken, ekmekle soğan bile götüremezdik yanımızda. Çünkü imkan yoktu. Çok açlık çektik, çok kıtlık vardı. Biz çok rezil büyüdük. Bizim elimiz ekmek tutunca kardeşlerimizi okuttuk. Bir tane kız kardeşim liseyi bitirdi. Bir tanesi öğretmen oldu, emekli şimdi. Artık şimdi köyde okul var, böyle problemler yok çok şükür.”
 
Kübra Kızılhan annesini ve çocukluğunu şöyle anlatıyor: “Biz dört erkek, beş kız tam dokuz kardeştik. Annem mülayimdi, çok iyi bir anneydi. Sessizdi. Genç gitti öteki tarafa 56 yaşında vefat etti. Babam yokken, köyde keçi güderdik. Tarlada çakşırdık. Erkekler Aydın Sökede, Antalya Kumluca, Dalaman Fethiyede amelelik yapardı. Her evden bir çocuk okula gitti ğinden ben okuyamadım. Köyün kadınları halı dokurdu. Ben de halı dokudum. Burada dokuduğumuz halılar ünlüydü. El halısı dokurduk.”
 
“Şükrü Dede nasıl bir babaydı?” sorusunu, “Sertti” diye yanıtlıyor kızı Kübra Kızılhan. Gelini Nefise Kızılhan ekliyor, "Lafının üzerine laf söyle-nilmesini hiç sevmez babam.
 
Serttir. 2-3 sene önce köydeki bir başka ihtiyarla tartıştı. Bastonuyla ihtiyara bir vurmuş, yere düşürmüş.
 
Anlatılanlara göre babam haklıymış. Sonra birbirlerinden özür dileyip barıştılar. Helalleştiler. “
 
ŞÜKRÜ DEDE’NİN BİR GÜNÜ
Şükrü Dedeye yaz aylannda oğlu Hüseyin Kızılhan ve eşi Nefise Kızıl-han bakıyor. ‘Bir gününü nasıl geçiriyor Şükrü Dede?” sorumuzu gelini Nefise Hanım cevaplıyor: "Sabah 8-9 gibi kalkar. Kahvaltısını eder. Çok fazla bir şey yemez. Sonra tekrar yatağında yatıp biraz dinlenir, öğlene doğru evden dışan çıkar. Köy kahvesinin oraya gider. Eskiden yürüyerek çıkıyordu. Şimdi kahveye kadar yürüyemiyor. Kahveye gitmek isterse yolun kenanna gider, araç bekler. Babamı yolun kenarında gören araçlar, onu yoldan alıp kahveye bırakır. Kahvede insanlarla sohbet eder. Camiye gider. Eve döneceği zaman orada bulunanlar tekrar onu araçlanna bindirip eve getirirler, ikindide akşam yemeğini yer. Bazen fırından ekmek almaya gider Başka da yemek yemez. Dokunur diye yemez. Akşam da erken yatar. 8-9 gibi uyur. Genelde yatakta istirahat eder, iki seneden beri ihtiyarlıktan dolayı güçten düştü. Daha hareketliydi babam. İki sene öncesine kadar kendi kendine bakıyordu. Artık yazlan biz, kışın kızı Sultan bakıyor.”
 
YAŞI HAKKINDA TAHMİNLER
Şükrü Dede nin yaşı tam olarak bilinmiyor. Resmi kayıtlara göre 1912 yılında doğmuş. Ancak oğlu Ali Nevzat Kızılhan, babasının yaşının resmi evraklara göre 103 olarak görünse de, gerçek yaşının 114 olduğunu belirtiyor. Çünkü babasının doğduğu yıllardaki bebeklerin çoğu nüfusa oldukça geç kaydettiriliyormuş.
 
Şükrü Dedenin yaşı yüzü geçkin olunca yeni teknolojik aletlere nasıl tepki verdiğini merak ediyoruz. Oğlu Ali Kızılhan a ‘Teknoloji ile arası nasıl?” diye soruyoruz. O da bize Şükrü Dede ile ilgili ilginç bilgiler veriyor: ‘Üç sene öncesine kadar elinde cep telefonu konuşurken nacakla odun yarardın Ancak şimdi ihtiyarlıktan güçten düştü. Kulakları da artık iyi duymadığı için telefonla konuşamıyor. Radyo dinlemeyi çok severdi. Radyoda türkü dinlerdi. Geçtiğimiz yıla kadar radyo dinliyordu. Haberleri takip ederdi. Benim evim hemen yan tarafta. Hatta kulaklan duymadığından sesini çok açardı radyonun. Sesi bizim eve kadar gelirdi. Televizyon merakı hiç yok. Zaten evinde hiç televizyonu olmadı. Bilgisayar görmedi.”
 
BAYRAM GÜNLERİ…
10 evladından 14b torunu, 24 de torununun torunu olmuş Şükrü Dedenin. Ailesi kalabalık olunca bayram günlerinin nasıl geçtiğini merak ediyoruz. “Bayramlar nasıl geçiyor?” diye soruyoruz gelini Nefise Hanıma, o da bize Şükrü Dede nin evinde geçen bayram günlerini anlatıyor: ‘Bayramda ev çok kalabalık olur. Denizlide olanlar var. Bademlide olanlar var. Acıpayam'da olanlar var. Bizim kardeşler hep dağınık. Bayram olunca burayı görmen lazım. Babam bayramda ev dolup taşınca çok seviniyor. Evlatlan, torunlan görünce çok mutlu oluyor." Kagir evin bu kadar kalabalığı nasıl taşıdığını soruyoruz şakayla kanşık Nefise Hanıma, “Ev tahta ama sağlamdır” diye gülerek yanıtlıyor ve ekliyor: “Babam kendi elleri ile yapmış evi. Babam evin tüm direklerini. tahtalarını hayvanlarla çeke çeke getirmiş.”
 
YAŞAYAN TARİHLE SOHBET
 
Ziyaretimizde Şükrü Dedeyi fazla yormadan sohbet ettilc Denizli'den onu görmek için geldiğimizi duyunca daha da gülümsedi, sevindi. Yaşlıları ziyaret etmenin karşılığı olarak bizlere “Allah sizlerden razı olsun” dedi. Işıl ışıl bakan mavi gözleriyle ve her çizgisinde bambaşka anı birikmiş güler yüzüyle konuştu bizimle.
 
- Nasılsın Şükrü Dede iyi misin?
 
-İyiyim, iyiyim Allah'a şükür. Ama her şey bitti artık.
 
-Ne bitti?
 
-Hayat bitti Siz gibiyken güçlü kuvvetli idim. Şimdi fayda yok gari.
 
- Maşallah yaşına göre çok iyisin Şükrü Dede.
 
- İyiyim, iyiyim çok şükür. Ama merdivenleri inip çıkmak zor geliyor kızım. Her şeyin zamanı var. Ayaklar zorlanıyor merdivenleri inip çıkarken.
 
- Seni çok merak ediyorlar. Şükrü Dede nasıl bu kadar uzun yaşadı? Bize anlatsın diyorlar.
 
- Uzun yaşamak için kendin yiyip kendin içeceksin. Ele muhtaç olmayacaksın. Ekmeğini kendin kazanacaksın. Kendin ekeceksin, kendin biçeceksin. Sır bu.
 
- Kaç öğün yiyorsun Şükrü Dede?
 
- İki öğün yiyiyorum. Evvel çok yerdik amma. Artık az yiyorum. Yiyemiyorum.
 
- Kaç tane torun var. Sayısını biliyor musun?
 
- Bilmiyorum. Çok torun var. Denizli'nin yarısı benim torunum.
 
- Sen çocukken buralar nasıldı? Neler yaptın?
 
- O zaman Denizli'ye yol yoktu. Yayan gider yayan dönerdik köyümüze. Yol daha yeni icat oldu bizim köye geldi. Biz Denizli'ye yürüyerek ya da eşek sırtında gidip gelirdik. Benim yaptığım işi kimse yapamaz, kimse de yapmamıştır. Ömrüm çalışmakla ve ekmek parası kazanmaya çalışmakla geçti.
 
- Hangi işlerde çalıştın Şükrü Dede?
 
-18 sene İzmir'e işçi götürdüm. Çavuşluk yaptım. Milleti yedirdik içirdik. İzmir’e 120 kişi toplar götürürdüm. O zamanlar gençti yaşım. Sonra tekrar köye döndüm ama hep çalıştım. Pamuk topladım, orada da çavuşluk yaptım. Tuz çıkardık. Yol yapımında çalıştım. Tomruk çektim. Aliağa'da çalıştım.
 
- Senin için zor işlerin erbabıdır diyorlar.
 
- Ben cahilim aslında ama gördüğüm bir şeyi asla unutmam. Bana bir kere iş gösterirlerdi hemen yapardım. Zor işi severdim. Becerikliydim. Zor işleri yapardım. Ama şimdi yaşlılıktan dizlerimde derman kalmadı.
 
- Kaç sene askerlik yaptın?
 
- İlk askerliğimi Denizli Merkez'de yaptım 18 ay. Sonra 2. Cihan Harbinde yeniden askere çağırdılar. 2 sene de Balıkesir Ayvalık'ta askerlik yaptım. Toplam 4 seneye yakın askerlik yaptım. İkinci kez askere giderken 4 tane çocuğum vardı.

 
(Fotoğraf: Mehmet Çakır)
 
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner91

Çivici seri katil vazgeçmedi
Türkiye tarihinin, cinayetleri en çok ses getiren seri katillerinden Çivici Katil lakaplı Süleyman Aktaş,...

Haberi Oku